|
MACERA
YARIŞI Metal
Beyinler VS Amele Spor Ekip,
teknik ve psikolojik olarak hazırdı uzun ve dik yokuşlar için.
Ama bu zorlu yolda 4 kişilik başka bir ekiple burun buruna
yarışacaklarını hiç düşünememişlerdi... Burak
Bakay ---- BlaDe Aziz
Bakay --- Woofer B.
Mesut Çetin --- NoLimit Mehmet
Çetin --- Chamur
Saat 6:00 , sabahın üşütücü
bir vakti olmasına karşın, önceden
hazırlıklarını tamamlayan bisikletçiler 10 dakika
gecikmeyle yola çıkmayı başarmışlardı. Hafif
esen rüzgar bile ısınmamış biyolojik motorları
titretebiliyordu ve önlerindeki yollar daha zorlayıcı olacak gibi
görünüyordu. Birkaç arabadan oluşan trafikten
sonra şehrin son noktası sayılan sanayi bölgesi nden
geçiyordu grup üyeleri. 4 bisikletçiden oluşan tecrübeli grup, artık
alışılmış gelen bir havayla pedalları ve
lastikleri ısıtmaya çalışıyordu. Önlerindeki zorlu
dağ yolu, önceki günlerde yaptıkları düz yol ve tempo
antrenmanlarına benzemiyordu ve bunu çok iyi biliyorlardı.
Kendilerini ve makineleri bunun için hazırlamışlardı.
Uzun kilometreler boyunca bir yılan gibi kıvrıla
kıvrıla ve yavaşça bu dağı geçme fikri çoğu
insanın aklından çıkmamıştır ancak günümüzde
gelişen teknoloji ve imkanlarla birlikte doğaya hak ettiği
saygıyı gösteremiyoruz. Arabayla bir santimlik topuk darbesi kadar
olan yokuşlar bisikletlerle binlerce pedallık bir
dayanıklılık testine dönüşebiliyorlardı.
Beyinlerimiz bu ve benzeri
düşüncelerle dağa hazırlanırken, şehirlerarası
yola girdik. Ama o da ne! Bizim gibi 4 bisikletli daha! Onların önünden
yola girmiştik ve aramızda yaklaşık 200 metre mesafe
vardı. Şimdilik aynı yoldan gidiyorduk. Tempolarımız
benzerdi ancak Askeriye adındaki bir köye kadar farkı 2-3 kata
kadar açmıştık. Şu anda bir rekabet havasında
olmadığımızdan ve su depolarımızı doldurmak
için durduk. Biz suyla
uğraşırken yanımızdan geçti diğer bisikletli
grup. Grubu da yakından görme imkanımız oldu. Bizdeki kask,
eldiven, gözlük, çanta vs. gibi profesyonel ekipmanların aksine
diğer grup oldukça amatör ve gelişigüzel donanmıştı.
Sadece bir tanesinde arkada ufak bir torba dolusu yük olduğunu
görebilmiştik. İlk izlenimlerimiz bize onların oldukça amele
olduğunu söylüyordu. Yaşça bizden biraz daha büyük oldukları
da belliydi ama bizim de seneler önceki amele halimizi
hatırlattığından onlara Amele Spor ismini
vermiştik. Benim yeni geziler için grubumuza isim bulma adına
aklımda cirit atan Metal-li birşeyler bizim grup tarafından
Metal Beyinler olarak yorumlandı ve sonuçta Discovery Channel
Adventure Race in komik ve basit bir versiyonu ortaya çıktı: Metal
Beyinler ve Amele Spor arasındaki macera yarışı. Turu rekabet havasına bindirmek
çok eğlenceli ve heyecanlı olacağından bunu yapmakta
gecikmedik. Onlara biraz avantaj verdik. Su mola bittikten sonra gözden
kayboluyorlardı ameleler. Metal Beyinler ise yeni yeni hareket
ediyorlardı. Yarışın orijinalinde olduğu gibi
farklı rotaları seçerek stratejiyle kazanmak daha eğlenceli
olabilirdi. Bu yüzden BLaDein Peşlerinden gidelim fikrine karşı
NoLimit ve Chamur un Bildiğimiz daha kısa ama dik bir yol var
fikri üstün geldi. Woofer ın da onaylamasıyla Beyinler büyük risk
alarak bu farklı, kısa, dik ve toprak yolu
alışılagelmiş asfalt ve amele sporun takip ettiği
yola tercih ettiler.
Daha zorlu ama az dolambaçlı
olan toprak yol pek bilinmeyen, çok eskiden kullanılan bir yoldu.
NoLimit ve Chamur asfalt tarafından sapmayarak grubu anayoldan
ilerlettiler. Asıl navigatörümüz NoLimit ti. Onun tecrübelerine
güveniyorduk. Grup, mesafe olarak Amelelerin oldukça önde olduğunu
biliyordu ve şimdi de problem yaşıyordu. Yolun yerini
bulamıyordu NoLimit ve Chamur. Yeterince ilerledikten sonra bir sonuç
çıkmayınca grup geri dönmeye karar verdi ancak tam Amelelerin
ardından asfalta girecekken navigatörümüz NoLimit tekrar denemek istedi.
Zaten çok zaman kaybetmiştik ve bunu telafi etmemiz gittikçe
zorlaşıyordu. Ufak bir tartışmadan sonra NoLimit e
güvenmeye karar verdi Metal Beyinler. NoLimit önderliğinde tekrar yolu
aramaya başladık. Burada o kadar zaman kaybetmişlerdi ki BLaDe
ve Woofer, Ameleleri yakalayamayacaklarını düşünmeye
başlamışlardı. Fakat grubu yönlendiren NoLimit büyük
baskı altında zor bir sınav veriyordu ancak
ilerleyebildiğimiz son noktaya kadar ilerledik, gene de bulunamamıştı
yol. Bu sefer ümitler yitirilmişti, hem kısa yol ümidi hem de
Ameleleri yakalama ümidi sönüyordu akan zamanla birlikte. Derken Chamur bir
yolu işaret etti ve denemeye karar verdik, asfalttan toprağa geçti
hemen bisikletler. Düz yol için fazlaca şişirilmiş tekerler
bizi sarsarken bu kısa yolu bulsak bile hiç de kolay
olmayacağını söylüyorlardı bize.
Derken toprak dağ yolu göründü.
Sevinçle haykırdı Metal Beyinler. Ama geçen bu zaman
aralığında Amele Spor farkı ne kadar
açmıştı, acaba onlara yetişemeyecekler miydi, yoksa
önlerine mi çıkacaklardı? Bunu öğrenmenin tek bir yolu
vardı: Metal Beyinlerin önlerinde görkemli bir şekilde yükselen son
derece dik ve taşlı toprak yolun sonuna gelmek. Zaman kaybetmeden
yola koyuldu Beyinler. NoLimit kısayola çok güveniyordu
ve büyük ihtimalle (%95) aşağıda oyalanmamıza rağmen
Amelelerin önüne çıkacağımızı savunuyordu. BLaDe
buna itiraz ettiyse de, NoLimit onu ve diğer Beyinleri önde
olacaklarına inandırmıştı. BLaDe ve Woofer n
mantığı almasa da önde olmalıydılar. NoLimit 2 yolu
da biliyordu ve daha sağlıklı bir
karşılaştırma yapabilirdi. Metal Beyinler n tecrübeye
güvenmekten başka yapacak birşeyleri yoktu bu noktadan sonra. Yokuşlar çok
dikleştiği zaman bisikletle ilerlemek son derece
zorlaşıyordu ve yürümek zorunda kalıyordu Metal Beyinler.
Hatta bu yürüyüşler bazen o kadar uzuyordu ki BLaDe takılmadan
edemiyordu. Bisiklet binmeye geldik kardeşim, yürüyüş yapmaya
değil. Chamur n cevabı hazırdı Macera
yarışı ya, işte bu da dağa tırmanış
etabı. Görünmeye başlayan güneş, Metal Beyinlerin içlerine
işliyordu ve bu işlerini daha da zorlaştırıyordu.
İrtifa artarken sağ taraflarındaki kayalar izin verince Amele
Sporu arıyorlardı vadinin karşı tarafındaki asfalt
yolda ama görmek mümkün değildi. Güçlerini zorlayarak bu uzun
yokuşun hafiflediğini görünce Beyinler biraz rahatladı ve
sonunda ortalama hızlar mantıklı değerlere geldiler.
Hatta ufak ama hızlı
sayılabilecek iniş mükafat olarak hemen yetişti Beyinlere.
Sağ taraflarında yüksek uçurumun dibinde akan suyun sesi, rüzgar
sesine ve bunlar da lastiklerin toprağı yaran sert fren seslerine
karışıyordu. Sonunda toprak yol bitmişti. Asfalta
giriş yapan Metal Beyinler ne önlerinde ne de arkalarında Amele
Spordan bir iz göremiyorlardı. Artık Beyinler, kendilerinin önde
olduklarından emindiler. Garip bir zafer sarhoşluğu
sarmıştı Beyinleri. Bu sersemlikle yokuşlarda daha tembel
ve özensiz olmaya başlamışlardı. Ama uzun kilometrelerce
dayandıkları yokuşlar ilk meyvelerini vermeye
başlıyordu. Ufak ama güzel bir baraj gölü, hoş manzaralı
bir molaya ev sahipliği yapacaktı. Ortalama hız arttığından
rüzgarın serinliği de hissedilebiliyordu artık. Beyinler
yollarına devam ediyorlardı, önlerinde yine yokuşlar
vardı ancak eskiler kadar zorlayıcı değillerdi. Buna
rağmen bazı çıkışlarda Beyinler neden olduğunu
anlayamadan hafif eğime rağmen, manyetik bir çekim alanına
girmişçesine yavaşlıyorlardı.
Metal Beyinler bu yokuşlardan
sonra biraz olsun inişlerin tadına varma imkanı
bulmuşlardı. Önlerinde dar bir vadi boyunca ufak bir su
akıntısıyla beraber uzanan asfalt bir yol vardı. İki
dar köprüden geçeceklerdi limit hızlarda. Beklenmeyen trafiğe
karşı grup üyeleri birbirini uyardıktan sonra bisikletlerin
arası güvenlik nedeniyle açıldı ve iniş
başladı. Bisikletler teşvik edici pedal darbeleriyle beraber
hemen yüksek hızlara ulaştılar. Kıvrılan yoldaki
çukurlara ve engebelere dikkat ederek , hızlı ama temkinli bir
iniş gerçekleşiyordu. 4 bisikletli bazen kendilerini
kaptırıp, yolu işgal edercesine yan yana gitseler de , bir
araba yada Beyinler den birinin uyarısı onları tekrar tek
sıraya geçirmeye yetiyordu. Hızlarının yüksek olduğu
bir virajı alırken Metal Beyinler şok edici bir şey
gördüler. Hepsinin gözü viraj dışında, kenarda duran 4
bisikletliye ilişmişti. Evet, bunlar Amele Spordu. Bunca
kilometredir önlerinde olduklarını sandıkları Ameleler,
bir lastik patlaması yüzünden durmuşlardı. Metal Beyinlerinin
hızlarının birbirlerini duyacak kadar düşmesiyle Woofer
Yardım etse miydik acaba? Lastikleri patlamış. Zaten grup
yeterince ilerlemişti ve ilerlemeye devam ediyorlardı. Hiç kimse o
kadar yokuşu geri çıkmak istemiyordu açıkçası. BLaDe ve
NoLimit e göre bu kadar yola patlak malzemesi almadan gelecek kadar amele
olmadıkları sonucu aşikardı. Grup her ne kadar hoş
olmayan bir şekilde de olsa yeniden öndeydi ancak kendilerini zafere bu
kadar kaptırdıklarına ve şu anda içinde oldukları
duruma şaşırıyordu Beyinler. Hızlı ve Öfkeli
de Dominik in de dediği gibi Kazanmak kazanmaktır. Bir inçle yada
bir mille kazanman farketmez. İlkesiyle rahatlamaya
çalışıyordu Beyinler. Isparta tarafına devam etmeyip Gölcük
Gölü ve Milas mevkiine saptı grup. Önlerinde 4 km lik amansız bir
yokuş vardı. Yokuşları çıka çıka hem bize
gına geldiği hem de siz okumaktan ben de yazmaktan
bıktığım için bu yokuş serisini atlıyorum.
Sadece bizim bitmiş olan enerjilerimizle çok zorlandık ve Chamur
un arada sırada Geliyorlar! bağırışıyla
yerimizden zıplayıp pedallara asıldık. Muhtemelen arkadan
kimse gelmiyordu ve şeytani bir şekilde dişlerini göstererek sırıtan
Beyinler vardı.
Arabaların kamyonlar misalı
yığılıp, vites düşüre düşüre
çıktığı
yokuşun sonunda dev ağaçlarıyla Milas göründü. Büyük
piknik alanı gerçekten çok iyi organize edilmişti ve saat 9a
gelirken kimsecikler yoktu ortalıkta. Halbuki 1-2 saat içerisinde bir
akın gerçekleşip, yer bulunmaz olacaktı. Dar koşu yolundan
ufak çapta bir Grand Prix yaptıktan sonra Metal Beyinler mekan seçiminde
zorlandılar. Kuş sesleri, yemyeşil çimenler ve ağaçlar
tarafından çepeçevre kuşatılmış Milas, Beyinler e
Ulan değdi ba dedirtmeyi başarmıştı. Beyinler etrafı seyrederken bir de ne
görsünler! (Bu tip sürpriz durumunu da 3. kullanışım oldu
artık gelenekselleşti, siz de anladınız Amelelerin
göründüğünü ama napalım, şartlar beni buna zorluyor) 4
bisikletli ki, uzakta da olsalar bunların Amele Spor olduğu
belliydi, yukarıya, Gölcüke doğru tırmanmaktaydılar. 1-2
km daha devam edeceklerdi, tahmin ettiğimiz gibi balığa
gidiyorlardı. Her ne kadar garip bir karşılaşma
olmuş olsa da, bitişe ilk varanın biz olması iyi
birşeydi. Ameleler yokuşta, ağaçların arasından
kayboldular.
Biraz dinlendikten sonra insan olarak
başka gereksinmelerimizi anımsadık, acıkmak gibi mesela.
İlla herşey tıkır tıkır işlemeyecek, bir
aksilik olacak ya, mekanda market, bakkal vs yok, tek restoran da kapalı.
Kimsecikler görünmüyor ortalıkta. Demin anlatmaktan vaz-caydığım
deli yokuşu inip köy bakkalından kola, ekmekle geri
tırmanmamız gerekiyordu. Kardeşleri manzarayla baş
başa bırakarak, biz abiler (NoLimit, BLaDe) olarak
aşağı inmeye karar verdik. Normalde böyle bir inişin gayet
zevkli olması gerekirken bizler, bisikletler hızlandıkça kara
kara düşünüyorduk. Zaten yeterince yokuşlarla
cebelleşmiştik. İnerken metreleri saymaktan ve restoranı
öğle saatlerinde açmayı planlayan sahibi hakkında ileri-geri
fikir yürütmekten (!) kendimizi alamıyorduk. Yokuş bile Bit
artıık! feryatlarımızı duymuş olacak ki, köy
bakkalına gelebildik. Hazin öykümüzü anlatmadan aceleyle
stoklarımızı tamamladık ve tırmanış
başladı. Bu ise, Laktik Asit mayyaa olduğumuzun resmiydi.
Gene de çaktırmadan yavaş ama emin adımlarla (nedense hep bu
replik kullanılır) yolumuza devam ettik. Gönül isterdi ki
hızlı ama emin adımlarla yola devam edelim ama, eriyen
asfalt bizimle hiç mi hiç aynı fikirde değildi. Tekerlerin
dişli yüzeyini, yapışkan salgısının içine
çekmeyi bütün gün sürdürmeyi planlıyordu. Zor-bela Milasa
vardıktan sonra biraz keyif yapma zamanının geldiğinin
farkına vardık. Teşkilat hazır olduğundan bize
sadece ateş yakmak düşmüştü. Birkaç ateşleyici bulduktan
sonra siyah kömürün önce yanmasını sonra kırmızı-gri
bir renk almasını izledik.
Onlarca metre yükseklikteki
ağaçlar arasından gökyüzünü izlerken koyu renkli bulutların
hiç de hayra alamet olmayan gülümsemelerini farkedecektik. Zaten bizim ekip
çok alışkındı yazın ortasında enayi yağmuru
yemeye. Ama gençlik işte, macera diye tutturmuşuz,
neyttiğimizin farkında değiliz. Yerel halkla muhabbetimizde
genellikle egemen olan Türk gençlerinin kullanmaya
bayıldığı cümlelerden de anlaşılabileceği
gibi Mayyahmısınız olum siz, ordan buraya pisletle gelinir
mi? Bi teker patlasa nassı yapcanıs? Pompanız var mı? Ula
get, deli misiniz olum yaa. Bir de, hazır Türk
halkının tepkileriyken konu, çok daha genel birşeye
değinmek istiyorum. Başında kask, elinde eldiven ve
ayrıca çanta, gözlük cart curt aksesuarlarının birleşimi
olarak Yarışçı bunlar fikrini çıkarmak kimin fikri
Allah aşkına? Cevap, herkesin. Yahu, yanından yavaşça
geçtiğimiz bir Allahın kulu, sırf kaskların
hatırına Yarışçı bunlar demese olmaz mı
sanki? Özellikle genç ve orta yaşlı yöre kadınları. Yada
trafik ışığında birkaç ufak çocuğa denk
geldiniz mi, işiniz tamam. Abi bu kafanızdakiler ney?
Yarışçı mısınız abi siz? Abi bu pisletler kaç
basıyo? Tek taraflı muhabbet esnasında insanın
aklından kaskı çıkarıp, çocuğun kafasına
takıp sonra da ona kafa atmak geçiyor ama o anda yeşil yanıyor
Allahtan.
Neyse, bu arada ateş hazır
ve kendimizce ilkçağ yöntemleriyle
hazırladığımız ızgara sisteminde sucuklar 2
dakikada pişiyor ve geriye 1 saat boşa yanan ateşi izlemek
kalıyor. Biz yemekleri bitirip, depoları doldururken ortalık
kalabalıklaşmaya başlıyor. Biz de çareyi kestirmekte
buluyoruz. Sert selüloz çeperlerinden oluşan tahta banklar üzerinde
uyumak, Amele Spor şokundan ve yokuşlardan sonra pek de zor olmuyor
Beyinler için. Uyku kısa sürmese de, kısa
sürüyor. 2 dakika beklemeden illa ekşın olacak ya, Beyinler
kendilerini paketliyorlar. Etrafa saçılan çöpleri psikopat bir ihtiyar
titizliğiyle topluyorlar ve ... çöp tenekesine atıyorlar!
(Alkış efekti) Toplumsal mesajlardan sonra gürültülü müziklerin
başlama ve bisikletlerin yolda akma zamanı geldi. Demin baktım da bazı
köşe yazarları gibi ikide bir tırnak
kullanmışım. Naparsınız işte sıtilimi
bulmaya çalışıyorum. Mahaha! Stil yazarken sıtil
yazmış diyen (Var böyleleri, burası Türkiye) dikkatli
okuyuculara kafa attıktan sonra frenleri bırakıp, inişe
başlıyoruz. Önden NoLimit gidiyor, tamam,
temkinli inelim dedik de 50 ile inelim demedik ki bu yolda. Fren
sıkmaktan, parmaklarım gına geldi
çığlıkları atarken, birkaç sinir hücresi ve sinaps
mesafesindeki bacak kaslarımı periyodik olarak kasıyorum.
Hızlanan bisiklet birkaç dökülmüş yaprağı
havalandırıyor ve diğer ekip üyelerini kullandıran
geçişlerle ilerliyor. Son derece virajlı ve bitki örtüsünün viraj
içine kadar burnunu soktuğu yolda 70 sınırını
geçmiyorum. Hadi tamam tamam, geç-e-miyorum. Etraftan akan manzara
yavaşlayınca kenarda kiraz satanların yanında mola
veriyoruz. Soğuk su, soğumaya başlayan havayla beraber daha az
hayati oluyor. Biraz uzun bir mola olmasına izin vermeden yola devam
kararı alıyoruz. NoLimit i bu noktada ekibi, yani Beyinler i
satmayı göze alarak Isparta tarafına dönüyor,
arkadaşlarıyla buluşmak için. Biz ise gene bir yokuşa
doğru pedallıyoruz.
Yokuşta 3 kişi kafa
bulurken, önde birkaç bisikletli görüyoruz. Grup üyeleri Eğer bu sefer
de Amele Spor ise dalalım abi yapacak bir şey yok. Diye
düşünürken bunların Amele Spor olmadığını
görüyoruz. Yarabbi çok şükür, diyerekten selam verip ilerliyoruz. Hafif
bir iniş ama tam ayarında. İki tarafımızda elma
bahçeleri, tam manzaraya karşı, ova ve tepeler, dağlar ve
ağaç kokuları bizi büyülemişti demeyi çok isterdim ama
ağaçların pek de koktuklarını sanmıyorum. Biz
şaka-maka dağ yoluna gelmiştik bu hafif ama uzun inişten
sonra. Milas taki siyah bululardan pek eser yok gibiydi ama biz havaya
hiçbir zaman güvenmemeyi seneler öncesinden öğrenmiştik. Kuru topraktaki devasa bir yarık
gibi uzanan vadinin bir yanağından yola devam ediyoruz. Çam
ağaçları arasından kıvrılarak uzanan zehirli bir
yılan gibi tehlikeli görünüyor asfalt. Yol ne kadar da korkutucu görünse
de , göz ucuyla kestiğimiz yüz metrelik uçurumlar ve Şuradan
düşsek nolur? gibi Türk halkına özgü düşünceler oyalıyor
bizi metrelerce. Kıvrımlı yolun tepe noktasına ulaşınca,
ağaçlar bile izin veriyor. Metal Beyinler birer şehrine göz
gezdiren Bizans tekfuru gibi medeniyeti ve doğayı
izliyorlardı.
Aşağıdan yukarıya
tabakalar halinde sıralanmış bir manzara. Hepsi yerli yerinde.
Sanki önceden anlaşmış gibiler. En altta rahatça seçilen gri
bir çizgi halinde anayol. Bunun etrafında kiremit
kırmızısı binalar... Yukarıya doğru bir
yeşillik, ağaçlar ve tarlalar. Daha da yukarıda Burdur Gölü.
Bu sıcakta o bile baymış sanki. Daha ileride mavi-gri
kayalıklar. Daha da ileriye giderken belli belirsiz
sıradağlar, ve tabi koyu mavi gökyüzü... Soğuk su olsa da
terli terli içsek diyenler çoğalmış olacak ki, Metal Beyinler
kendilerini manzaranın içine doğru hızla yol alırken
buluyorlar. Gezinin en hızlı ve en
tehlikeli yerlerinden bir tanesi... Son derece virajlı ve araç
trafiğine açık olan sıcak asfalt üzerindeki bisikletlileri
zaptetmek (?) için özel bir gayret sarfediyorlardı. Beyinler araya
mesafe koyduktan sonra hız limitlerini zorlamaya başladılar.
Formula 1 arabalarının izlediği bir profili takip
ediyorlardı. Hızda aşırı artma, sonra viraj ve
kısa ama etkili frenaj, dışa doğru küçümsenemeyecek G
kuvvetiyle çekim ve bisikletin eğilmesiyle yere her zamankinden daha
yakınlık. Virajın sonuna doğru genişleyen bir
ovallikle uyumlu şekilde artan hız. Gerçekten de inanılmaz
keyifli bir iniş... Sanat icra edercesine parmakların freni ve
bisikletin gideceği yolu ayarlaması... Bazı yerlerde
virajın sonunun görünmemesi nedeniyle açıktan alınan
dönemeçler ve birkaç santim ile mucura kaptırmaktan kurtulmak yeterince
adrenalin sağlıyor. Kimi yerde ise görüş alanı tamamen
yeterli olduğunda dairenin iç teğet noktasına
sıfır geçen bisikletler her zamankinden daha çok yere
yatıyor ve her zamankinden daha çok dışa çekiliyordu,
tıpkı lunaparklardaki hız trenlerinde olduğu gib.
Kıvrımlar, zenci bir repcinin şarkı söylemesine benzer
bir şekilde, hızlı ama ritme uygun geliyordu. Hayat çizgisinin
diğer tarafında olmadığımız için
şükrederken son virajlar bitti. Olayın vehametini ancak ekşın
bittikten sonra, vücudumuzun alt-üst olmuş hormonal dengesinden ve düşük
sıcaklığından anlıyoruz. Hadi gene yapalım
naraları attıktan sonra belki de istatistiksel olarak daha
tehlikeli olan trafiğe atıyoruz kendimizi.
Beyin
kıvrımlarımız bize gezinin psikolojik olarak
bittiğini fısıldıyorlardı. Muhteşem bir finalle
noktalamıştık geziyi ve yazılası,
anlatılası bir hikaye çıkmıştı yine ortaya.
Üzerinde düşündükçe daha da güzelleşen ve dallanan hatıralar
bırakmıştı bize bu az ve öz gezi. Bedenlerimiz yorgun ve
bitkin bir haldeydi ama bütün Metal Beyinler bu tükenmişliği,
televizyon karşısındaki tembelliğe tercih ederdi. Ve
zaten tercih ettiklerinden buradaydılar... Burak
Bakay 2003
Yazı |