.

 

 

 

HIZ

 

Frenler tutuyordu sadece beni.

Önümde kıvrılarak yerde uzanan patikayı izliyordum.

Kulağımdaki elektro sesleriyle durumu uyuşturmaya çalışıyordum belkide.

Frenleri bırakmak için birşeyi bekliyordum.

Evet, müziğin coştuğu yerde ben de coşacaktım ve

bisikleti yerçekiminin keyfine bırakacaktım.

 

.

 

İlk birkaç pedal darbesiyle daracık yoldaki limit hızına

yaklaşıyor hemen bisiklet.

Konsantre olmaya çalışıyordum, sanki birşeyi yada birşeyleri

kontrol ediyormuşum hissine kapılıyordum ama

belki de herşey sadece otomatiğe bağlanmış gibi işliyordu.

Tekerlerin dönüş hızı arttıkça, göz kapaklarım açılmaya ve

kaslarım biraz daha fazla kasılmaya başlıyor.

Sonbahardan kalma yapraklar arasından hızla kayarken

saçma olmasına aldırmadan eski günler geliyor aklıma.

"Yaşın kaç, ne eski günü!" diyen ufak bir çam ağacının dalları

kendime getiriyor ve odaklanmama yardım ediyor.

Patikadan hızla ilerlerken hiç ama hiç geriye bakmıyorum,

belki hızım yüzünden, belki tehlikeli olur diye, belki ...

Keşke hayat da böyle olsa, bu kadar kolay ve bilinçsiz olsa geriye bakmamak,

 

ama malesef değil

 

Dev ağaçların arasından süzen ışık gözlerimi kamaştıracak

seviyeye ulaşamadan hemen sönüyor ve ben kendimi yine

yoğun bitki örtüsünün arasında buluyorum.

Az çok belli olan izi takip etmeye ve fırsat bulduğumda

pedala yüklenerek hızımı artırmaya devam ediyorum.

Özellikle S virajlarda yol tutuşun ne demek olduğunu anlıyorum.

Bisiklet kendini bilmez birşekilde patikadan akarken,

kendimi tekrar karanlıklar arasında buluyorum.

Son derece sık ağaçların arasından, belli belirsiz bir ize

kaptırıyorum kendimi.

Geldiğim yolu değil, gideceğim yolu bile bulamıyorum, göremiyorum.

 

ama güveniyorum

 

Kendime değilse de, benden öncekilere, bu ize yada herşeye belki tek birşeye.

Birşekilde ilerliyorum,

doğru yolda mıyım?

Bilmem...

Öğrenmenin tek yolu var, kulağımdaki müzik son anlarına yaklaşırken

tüm gücüyle hızlanıyor.

Ben de bundan görünmez bir ilham alıp, limitlere zorluyorum kendimi.

Bisiklet savruluyor virajlarda,

yer yer patika dışına kaçıyor lastikler,

sıfır mesafeden geçtiğim bitki örtüsü ve ağaç dalları parmaklarımı çiziyor.

Patikanın gevşek olduğu bazı yerlerde bisikletin 2 tekerinin

birden kaydığını ve içimdeki o "acaba" sesini hissediyorum.

Düşmediğimi anladıktan sonra tekrar pedal...

 

Bitki örtüsü sıklaşıyor, yavaşlıyorum, bakıyorum ki müzik de yavaşlamış.

Çamurlu birkaç metreden sonra ufak bir su geçişi ve final...

 

Sert ve uzun bir fren... Bu sahneyi kaçırmak istemiyorum. Artık geriye

bakabilirim, metrelerce uzunluğunda bir toz bulutu yavaşça bana doğru geliyor.

 

Evet, farkındayım hızlı gittiğimin, belki hata ettim ama burdayım işte.

Nefes nefeseyim.

Fren sıkmaktan biraz ellerim uyuşmuş.

Parmaklarım titriyor adrenalinin etkisiyle.

 

Ufak bir göl,

yoğun bitki örtüsü.

Geniş bir tarla yemyeşil,

sanırım buğday yada arpa

gibi birşey ekili olduğundan.

Ağaçlar gelinlik giymiş gibi

bembeyaz çiçek açmış,

biraz üşüsemde havanın güzel olduğunu anlayabiliyorum,

güneş yüzümü ısıtıyor.

 

Kendi kendime soruyorum, daha başka ne isteyebilirdim ki?

Yine kendime gülümseyerek cevap veriyorum,

 

ve önümdeki mükemmel manzaraya doğru ilerliyorum.

 

 

 

.